Yitik Medeniyetin İzinde Bir Gezgin: Fuat Sezgin

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz.

Yitik Medeniyetin İzinde Bir Gezgin: Fuat Sezgin

   Hayatını Müslümanların modern bilimlere katkısına adamış bir bilim insanını, Prof. Dr. Fuat Sezgin’i, 94 yaşında, bu hafta, kaybettik. 94 yıllık bir ömre sığdırdığı başarılar ve bıraktığı miras, öylesine fazla ki, neredeyse birkaç insan ömründe gerçekleştirilebilecek olandan daha fazladır. Fuat Sezgin, hiç durmaksızın işleyen bir saat gibi bir ömür çalışmış ve saat ilk kez durduğunda hayatını kaybetmiştir adeta. Nedir bu büyük âlimi farklı kılan?

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz...

Bitlis’ten Dünyaya yolculuk…

Fuat Sezgin 1924 yılında Bitlis’te dünyaya gelir. Temel dini bilgilerini ve ilk Arapça eğitimini ilçe müftülüğü de yapmış olan babasından alır. Akademik yaşamına 1943 yılından sonra İstanbul Ü. Edebiyat Fakültesi, Şarkiyat Enstitüsünde devam eder. Burada Alman oryantalist Helmutt Ritter ile tanışır.

Bazen kötülükten hayır doğar..

Fuat hoca, akademik çalışmalarına devam ederken, 1960 darbesi sonrasında, diğer pek çok bilim insanıyla birlikte üniversiteden atılır. Tek suçu, kardeşinin Demokrat Partinin il başkanı olmasıdır. Hoca 36 yaşında, daha genç bir akademisyenken Türkiye’de işsiz ve çaresiz kalır. Ama her zaman olduğu gibi, dürüst, çalışkan ve üretken insanlara, ülkelerinde bütün kapılar kapansa bile, dünyanın başka yerlerinde mutlaka yeni kapılar açılır. Fuat hoca, yıllar sonra, karşılaştığında, kendisini üniversiteden atan subaylara müteşekkirdir: “Yaptıklarınızı ve siyasetinizi beğenmiyorum. Ama size teşekkür ederim. Çünkü beni üniversiteden atmasaydınız, Almanya’daki ilmi çalışmalarımı yapamazdım”.

Bütün kapılar kendisine kapanınca, Amerika ve Almanya’dan davet alır. Türkiye’ye rahat gelip gidebileceği düşüncesiyle Almanya’yı tercih eder. Burada yaptığı çalışmalarla İslam bilim tarihi, bilim tarihi alanında belki de dünyanın en saygın bilim insanı olarak görülür.

Müslümanlar tarihte yok mu idiler?

Fuat hocanın hayatına bakıldığında, bilim alanında tüm dünyayı fethe kalkan bir akıncı gibidir. O kütüphaneden bu kütüphaneye durmaksızın koşar. Başka hiçbir şeye vakit ayırmaksızın on yıllarca sadece bilimsel çalışmalarla uğraşır. Kendi ifadesi ile öğle yemeği çoğu kez, ekmek arası bir parça peynir ya da reçeldir.

Fuat hocayı insanüstü bir gayretle durmaksızın çalışmaya sevk eden şey nedir? Bilime gösterdiği saygı kadar, bugün de bazı çevrelerde hala geçerli olan, yaşadığı dönemdeki “bilimsel” kabuldür: Müslümanların modern bilimlere katkısının olmadığı, bugünkü bilimin ve teknolojinin antik Yunan ve daha sonrasında Avrupa’daki gelişmelere dayalı olduğu inancı. Bu çarpık inançla kendi ifadesiyle daha ilkokula başladığı ilk haftalarda karşılaşır: “İlkokula girişimin ikinci veya üçüncü haftasında bize dünyanın yuvarlaklığını anlatan hanım hocamız Müslüman bilginlerin dünyanın bir öküzün boynuzunda taşındığına inandığını öğretiyordu. Ben zavallı çocuk, 30 yıl kadar sonra Müslümanların, ekvatorun uzunluğunu daha 9. yüzyılda bir kaç metotla 40 bin km. kadar ölçebildiklerini öğreneceğimi nasıl bilebilirdim?”

Fuat hoca hayatını adadığı çalışmalarla, doğa bilimlerine ve pek çok teknolojik gelişmelere Müslüman âlimlerin katkısını çok net bir biçimde ortaya koyar. Müslüman âlimlerin özgün katkılarının yanısıra, eski Yunan’daki bilim ve felsefenin de yine Müslüman âlimler sayesinde modern çağlara aktarıldığını kanıtlar.

Bütün bunlara rağmen, hayat tarihte kalmıyor. Fuat hocanın bugün İslam ilimler tarihi alanında yapılan çalışmalar açısından pek çok batılı ülkenin, İslam ülkelerinden daha ilerde olduğu tespiti çok acı. (http://fazlioglu.blogspot.com/2018/06/prof-dr-ihsan-fazlioglu-prof-dr-fuat-sezgin-ilebilim-tarihi-uzerine-soylesi-pdf.htm)

Kişiliği, yaklaşımı ve katkıları

Fuat Sezgin, Ritter’in görüşlerinden ve çalışma disiplininden çok etkilenir. Daha ilk karşılaştığında Ritter’in saydığı büyük İslam âlimlerinden bazılarını daha önce duymamıştır bile. Kendisi ile çalışmaya başladığında Ritter günde kaç saat çalıştığını sorar. Fuat hocanın “13-14 saat çalışıyorum” yanıtı üzerine Ritter “Bu çalışmayla âlim olamazsın” der. Hoca daha sonra iyice yaşlanıncaya kadar günlük çalışma saatini 17-18 saatten aşağı düşürmez. Dolayısı ile Hocanın kişiliği ile ilgili ilk söylenecek şey, yorulmak ve durmak bilmeyen çalışkanlığıdır.

Fuat hocada göze çarpan bir başka unsur, son yüzyıllarda sıklıkla yapılanın tersine, bilimlere ve İslam medeniyetine, Batı’ya ya da diğerlerine dair bir karşıtlık üzerinden yaklaşmamasıdır. Fuat hoca Müslüman bilim adamlarının daha etkin olduğu çağlarda sahip oldukları özgüvene sahiptir. Bu nedenle hangi dil, din ve etnikten olursa olsun, insanlarla çalışırken bilimsel bilginin ortaya konuşunda, derlenmesinde, bir hakkı teslim etmede son derece özgüvenli davranır.

Kuşkusuz Hoca’nın Müslüman âlimlerin bilim ve teknolojiye katkılarına dair ciltler dolusu çalışmaları son derece değerlidir. Bununla birlikte, Hoca sadece bir bilim adamı değildir. Aynı zamanda alanın akademik inşaası için vakıf ve Enstitü (Frankfurt’daArap-İslam Bilimler Tarihi Enstitüsü) kuran bir insandır. Bütün maddi kazancını da bu yolda harcar. Bu da yetmez, Müslümanların bilim ve teknolojiye katkılarının daha iyi görülebilmesi için Frankfurt’ta ve İstanbul’da İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzeleri kurar.

İki Almanya

Fuat hoca’nın yaşamında Almanya’nın yeri çok fazladır. Öncelikle 1960 darbesiyle kapılar kapatıldığında, kendisine imkan sunan Almanya’ya bilim tarihi çok şey borçludur. Fuat Hoca’da zaten sıklıkla bu teşekkürü ifade eder. Almanya o yıllarda, özgüvenle hareket etmiş, herhangi bir komplekse kapılmaksızın bu çalışmalara destek vermiştir. Bu nedenle o günkü Almanya takdir edilmelidir. Ama Almanya’nın bugün geldiği nokta, eski yaklaşımından çok uzaktadır. Tamamen kendi imkanları ile oluşturduğu kütüphanesini Türkiye’ye taşıma kararı verdikten sonra hakkında “kitapları zimmete geçirdiği” ithamıyla dava açılmıştır. Ahir ömründe oradaki kütüphanesinin kapısına kilit vurularak Hocanın kütüphanesine girişi yasaklanmıştır. Bütün bunlara rağmen Fuat Hoca konunun siyasallaşmaması için çaba sarfetmiş, kamuoyu önünde gündeme taşımamıştır. Sadece bu olaya, Almanya’nın geçmişte ve bugün Fuat Hoca’ya karşı davranışına bile bakılsa, Almanya’daki bugünkü negatif değişim, gittikçe içe kapanan bir ülke olduğu görülebilir.

Yakın zamanlara kadar, Türk ve İslam dünyası yeterince farkında değildi Fuat hocanın. Çünkü bu Dünya, istisnalar dışında, birkaç yüzyıldır neyi kaybettiğinin yeterince farkında olmadığından, Fuat Hoca’nın neyi bulduğunun da farkında değildi. Fuat hoca, yaptıklarıyla, yazdıklarıyla tüm dünyadan bilim insanları için çok büyük bir meşale yakarak aramızdan ayrıldı. Mekanı cennet olsun.



Әlaqәli Xәbәrlәr