Aliya: Ricat Zamanı İzzet

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz. (Küresel Perspektif_43 (24.10.2018)

Aliya: Ricat Zamanı İzzet

Aliya: Ricat Zamanı İzzet

20. Yüzyıl Müslümanlar için rüzgarın ters estiği, İslam beldelerinin birbir işgal edildiği, ölüm, baskı ve zorlamanın karabasan gibi üzerine çöktüğü bir yüzyıldır. Aliya İzzetbegoviç böyle bir yüzyılda, sahip olduğu medeniyetin güzelliğini, üzerindeki karakışa aldırmadan kardelen gibi insanlığa sunabilen nadir isimlerden biridir. İslam düşüncesinin nerede ise alternatif olmaktan çıktığı bir yüzyılda, hayatını, çözümün İslam düşüncesinde olduğuna adamış bir liderdir.

İlk gençlik, ilk hapis yılları: Mladi Müslümani

Aliya İzzetbegoviç, Aynı ismi taşıyan dedesiyle, İstanbul/Üsküdar’da askerlik yaptığı sırada tanışıp evlendiği Türk kızı Sıddıka Hanımın torunu olarak 1925’de dünyaya gelir. Belki de bu nedenle Aliya’da ve İstanbul’un en tarihi, en nezih semtlerinden biri olan Üsküdar’da çok benzer şeyler hissederim: Tarihin derinliklerinden süzülüp gelen dinginlik, olgunluk, bilgelik ve zarafet.

Doğduğu ve ilk gençlik yılları belki de dünya tarihinin en çalkantılı yıllarıdır. 1. Dünya Savaşı sonu ve 2. Dünya savaşı yılları. Genelde Müslümanlar ve özelde Balkan Müslümanları için en ağır, en acımasız zamanlar. İkinci Dünya savaşı sonrasında galipler, Komünizmle yönetilen Stalin Rusyasıyla kendi içinden çıkmış Faşizmi ve Nazizmi mağlup eden Batıdır. Osmanlı Devleti’nin gerilemesi ve yıkılmasıyla birlikte özellikle Balkanlarda 200 yıldır İslam bir alternatif olmaktan çıkmıştır. Böyle bir ortamda Aliya, lise yıllarında, arkadaşlarıyla “Mladi Müslümani” hareketini başlatır (Genç Müslümanlar Hareketi). Dernek/hareket bir taraftan üyeleri arasında İslami bir bilinç oluşturmaya çalışırken, diğer taraftan savaşın açtığı yaraları sarmaya çalışır. Ama bu çabalar yaşadığı coğrafyadaki ateist ve komünist rejim tarafından hoş karşılanmaz. Aliya daha ilk gençlik yıllarında beş yıl hapis cezasına çarptırılır.

Doğu ve Batı Arasında Aliya

Hapisten sonra Aliya yine halkı ve insanlık için faydalı gördüğü çalışmaları sürdürür. Bir taraftan gündelik uğraşlarını sürdürürken diğer taraftan, yaşadığı çağın düşünsel sıkıntılarını aşmak için entelektüel bir ceht içindedir. “Doğu ve Batı Arasında İslam” çalışması, Aliya’nın geniş islam vizyonu çerçevesinde, Doğu’ya da Batı’ya da bir eleştiridir. Daha doğrusu Doğu’ya da Batı’ya da birlikte yaşama çağrısıdır. Batı’daki olumlu gelişmeleri takdir ederken eleştirir de: "Ben Avrupa'ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı'nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına"

Aliya’ya göre İslam dünyasının temel sorunları, birbirinden kopukluk, eğitimsizlik, söyledikleriyle yaptıklarının farklı olmasıdır. Aliya bir taraftan “İslam benim için güzel ve asil olan her şeyin adıdır” derken, şu sözü Müslümanların kendileriyle yüzleşmeleri için adeta bir çağrıdır: “İslamın en iyi olması bir gerçektir. Ama bizler en iyi değiliz. Bunlar çoğu zaman karıştırdığımız, iki ayrı şeydir”. Çözümü de önerir: “Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak gerek”

Savaş yılları...

Balkanların yeniden parçalanmasının öncesinde “İslam Manifestosu” kitabı nedeniyle Aliya yine hapistedir. Kendisine 14 yıl ceza verilir. 5 yıl yattıktan sonra, afla 1988’de serbest bırakılır. 1990’da Demokratik Eylem Partisi’ni kurar. Yapılan seçimler sonrasında Aliya ülkesinin ilk Cumhurbaşkanı olur. Bosna Hersek 1992’de Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan eder. Daha önce Hırvatistan ve Slovenya’nın bağımsızlık mücadelesine destek veren Batı, her zaman yaptığı ikiyüzlülükle, Boşnakları Sırp saldırıları karşısında yalnız bırakır. Sonuç yüzbinlerce ölü, yaralı, göç, açlık, kan, ölüm, vahşettir. Boşnaklar Avrupa’da 20. Yüzyılın sonunda insanlığın gözü önünde açık bir soykırıma tabi tutulmuşlardır.

Aliya savaş yıllarında dünyaca tanınan bir lider haline gelmiştir. Bütün yokluklara, kuşatmalara rağmen, İslam düşüncesinin ve çektiği onca çilenin getirdiği bilgelikle, insanca/Müslümanca bir direnişin nasıl yapılabileceğini tüm dünyaya göstermiştir. Sırpların, Boşnak kadınları, çocukları, yaşlıları öldürdüğü, bu nedenle intikam alınması gerektiğine dair insanların isyankâr tepkileri karşısında verdiği yanıtlar, savaş ahlakının altın kuralları gibidir:

 “Düşmanlarımıza karşı bir tek borcumuz var: Adalet”

“Sırplar bizim öğretmenimiz değil”

“Savaşı yenildiğimizde değil, düşmana benzediğimizde kaybederiz”

Savaş sırasında, bir Alman muhabirinin “Bu kadar zulme karşı neden intikam emri vermediniz, içinde yer aldığınız Batı medeniyeti nedeniyle mi” şeklindeki sorusuna cevabı da sahip olduğu İslam düşüncesini ne kadar içselleştirdiğinin göstergesidir: “Benim inandığım kitap buna izin vermez”.

Eğer Bosna’da Aliya’nın idealleri eksik kalmışsa, bu Aliya’nın ya da ideallerinin yetersizliğinden değil, ABD önderliğindeki çağdaş dünyanın Avrupa’nın ortasında Müslüman bir topluma ve devlete ancak bu kadar tahammül edebilmesindendir.

Mirası…

“Bizi toprağa gömdüler. Fakat tohum olduğumuzu bilmiyorlardı”. Aliya bu sözü Balkanlar için söylemiş olabilir. Ama bu ifade Müslümanların 200 yıllık hikayesini de içerisinde barındırıyor. 200 yıllık ricat, geri çekilme döneminde, karakış altında filizlenerek, kardelen gibi topraktan çıkabilen liderimiz maalesef fazla olmadı. Daha önce “Batı’ya dair nasıl bir konumlanma” makalelerimizde dile getirdiğimiz şekilde, reddiyeci ya da teslimiyetçi değil, analitik düşünen, eleştirel yaklaşan sağduyulu liderler ya da bakışlar ancak bir çözüm yolu önerebilirler. Aliya da, Said Halim paşa, İkbal, Akif, Raşid El Gannuşi gibi, asrın idrakine islamı söyleten, İslam’ın bu çağda insanlara verdiği mesaja odaklanan nadir isimlerden biridir.

Yaşadığı onca baskı, zulüm ve karakış altında yanlıştan yanlışa savrulan, mesajını kazık gibi ifade eden; vizyonu aşiretini, ülkesini, halkını aşamayan liderlerin toplumlarına verebileceği çok fazla bir şey yoktur. Aliya gibi, karşı karşıya kaldığı onca zulme rağmen, nefretle değil, sahip olduğu islam düşüncesinin dinginliği, olgunluğu, bilgeliği, hikmeti ve zarafetiyle konuşabilen, her durumda adaleti arayan liderlere, sadece Müslümanların değil, dünyanın öylesine ihtiyacı var ki.



Әlaqәli Xәbәrlәr