Nasıl Bir Eğitim Stratejisi

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz. (Küresel Perspektif_42 )

Nasıl Bir Eğitim Stratejisi

                  MEB Bakanı Ziya Selçuk’un, görevine başlarken, yeni bir eğitim stratejisinin gerekliliğine ve kısa sürede hazırlanacağına dair açıklaması, pek çok insanda heyecan yarattı. Akademi, bürokrasi ve siyasete dair sorunlarımızın bir kısmının strateji yoksunluğundan kaynaklandığı bilinmektedir. Bu nedenle kamu ya da özel kurumlarda işe öncelikle strateji arayışıyla başlamak son derece doğru bir başlangıçtır. Yakın dönemde, ağırlıklı olarak teknik ihtiyaçlara, acil sorunlara odaklanmış milli eğitimimizin yeni bir stratejiye ihtiyaç duyduğu ortadaydı. Diğer taraftan sorunlarımızın önemli bir kısmı da yanlış stratejilerden kaynaklanmaktadır. Eğitime dair bir strateji arayışı son derece yerinde olmakla birlikte, ortaya konacak stratejinin, 200 yıldır ortaya konulan yanlış yada eksik stratejilerden biri olmaması için hep birlikte katkı sunulmalıdır.

  1. Nasıl bir insan profili amaçladığını bilen bir strateji: Bir eğitim stratejisi, öncelikle, insanımızı ve milletimizi daha iyi yarınlara taşıyabilmesi için nasıl bir insan profiline sahip olmamız gerektiğine yanıt vermelidir. Bugün ihtiyaç duyduğumuz insan profili, milli ve manevi değerlerle bezenmiş, evrensel değerlere sahip, çoğulcu, donanımlı bir insan profilidir.
  2. Temel ilkelere sahip bir strateji: İnsan profilinden sonra, bir eğitim stratejisinin bu profil için belirli bir felsefeyi ya da temel ilkeleri ortaya koyması beklenir. (“Eğitimin Evrensel İlkeleri” ise  , yedi madde halinde sıralanabilir: Adalet bilinci veren bir eğitim. İnsanı hüsnü zan/pozitif bakış sahibi yapan bir eğitim. Genel ahlak kurallarına sahip bireyler yetiştiren bir eğitim. İki günü eşit olmamayı/çalışmayı öğreten bir eğitim. Herkese aynı değil, insanların potansiyellerine göre çeşitlendirilmiş bir eğitim. Hayatla iç içe bir eğitim. Ezberci değil, düşünen, sorgulayan, keşfedici bir eğitim).
  3. İhtiyaç analizi ve uygun donanım: İnsan profili ve temel ilkelerden sonra, bugünün koşullarına uygun bir ihtiyaç analizi yapılmalıdır. İhtiyaç analizi özel sektörle, ülkedeki farklı kurumlarla, sivil toplumla, akademiyle, Türkiye’nin, bölgemizin ve dünyanın geleceği düşünülerek hazırlanmalıdır. Hazırlanan ihtiyaç analizine göre eğitim sürecinde verilmesi gereken alanlar ve nitelikler belirlenmelidir. Türkiye’nin, emek yoğun bir ülke olduğu, ara elemana fazlasıyla ihtiyaç duyduğu, bu nedenle meslek liselerinin öncelenmesi gerektiği, bütün bir sistemin bu ihtiyaca göre yeniden revize edilmesi gerekliliği şimdiden söylenebilir. İhtiyaç analizi bir defalık olmamalı, sürekli güncellenmeli, hayatın gereklerine göre sürekli revize edilmelidir.
  4. İcra eden değil, koordine eden, denetleyen ve yönlendiren bir kamu: Ulaşılmak istenen insan profili, ilkeler ve donanımlar belirlendikten sonra, en önemli nokta, eğitimin tamamen kamu tarafından mı ifa edileceği yoksa kamunun yönlendirici, denetleyici, koordine edici bir rol mü üstleneceğidir. Günümüz dünyasında artık insanlar çocuklarının geleceklerine dair daha fazla söz sahibi olmak istemektedirler. Soğuk savaş dönemlerindeki, devletin, vatandaşın tercihlerini ve ihtiyaçlarını düşünmeksizin, tamamen kendisinin belirlediği müfredatı topluma sunduğu dönemler artık geride kalmıştır. Aileler, çocuklarının kendi dinlerine, dillerine, kültürlerine daha fazla duyarlı eğitim almalarının arayışındadırlar. Küreselleşme süreçleriyle piyasanın ihtiyaç duyduğu nitelikli insan profili de artık soğuk savaş döneminin tek düze eğitim sisteminin karşılanabileceğinin çok ötesindedir. Eğitim sistemleri hem ailelerin bu çoğulcu tercihlerine hem de piyasanın aradığı çok farklı ihtiyaçlara yanıt verebilir nitelikte olmalıdır. Dolayısıyla eğitim stratejisi hazırlamak aynı zamanda bir özgürlük, insan hakları, piyasanın ihtiyaçları meselesidir. Daha açık ifade etmek gerekirse eğitim sistemleri, ailelerin daha Müslümanca, Hristiyanca, Yahudice ya da daha seküler veya daha liberal, sosyalist, muhafazakâr ya da daha farklı eğitim taleplerine yanıt verebilmelidir. Aynı zamanda rekabetin gittikçe sertleştiği küresel ortamda, talepleri sıklıkla değişen piyasanın ihtiyaçlarına duyarlı olmalıdır. Sadece kamu üzerinden verilebilecek bir eğitimin ailelerin farklı tercihlerine ve piyasanın sıklıkla değişen ihtiyaçlarına karşılık verebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle eğitim stratejimiz, kamunun icra ettiği değil, koordine ettiği, denetlediği, yönlendirdiği nitelikte olmalıdır. Halihazırdaki, eğitimde sivil toplumun ve özel sektörün yerini artırma trendi hızlandırılmalıdır. (Bu model sağlık sektöründe başarıyla uygulanmaktadır). Sivil toplumun, özel sektörün yanlışlarından bahsedilebilir. Bu eleştiriler çok haklı olabilir. Ama bizim medeniyetimiz bir vakıf medeniyetidir. İbni Sina, Gazali, Mevlana, Harezmi, Molla Fenari, Kuşçu Ali gibi pek çok ilim ve düşünce insanı  hep vakıf medeniyetinin unsurları olan kuruluşların yetiştirdiği isimlerdir. Kurumaya yüz tutmuş olsa da bu ırmağa su taşımalı, bu ocağı küllerinden yeninden inşa etmeliyiz.Diğer taraftan Türkiye gibi genç nüfusun fazla olduğu ama nüfus artış hızının düştüğü ülkelerde yeni okul, öğretmen, bina gibi eğitime dair ihtiyaçların ve harcamaların sadece devlet üzerinden karşılanması maliyet açısından sürdürülebilir değildir. Doğurganlık oranındaki düşüş nedeniyle, bir süre sonra yeni yapılan okullar ve dersliklere ihtiyaç duyulmayacak, öğretmenler ders verilebilecek öğrenci bulamayacaklardır. Bu nedenle bu maliyeti şimdiden özel sektörle paylaşmak rasyonel aklın bir gereğidir.
  5.  Öğrencileri son noktaya kadar taşıyan değil, yeteneklere göre yönlendiren bir strateji: Mevcut eğitim sistemimizin temel sorunlarından biri, yönlendirme yapmadığı için gençlerimizi üniversite kapılarına ve sonrasında da meslek sınavlarına kadar taşımasıdır. Ülkenin kariyer meslek denilen mesleklere olan ihtiyacı son derece sınırlı iken gençlerin son noktaya kadar taşınması ve ancak son kapıda, iş işten geçtikten sonra, acı gerçekle yüzleşmeleri kendileri için de ülkemiz için de büyük kayıptır. Bu nedenle eğitim stratejimiz öğrencilerimizi ilkokuldan başlayarak, yeteneklerine göre yönlendiren bir sisteme dayanmalıdır. Yönlendirme sistemi zaman zaman geçişgenliği de içermelidir.
  6. Uluslararası rekabete açık bir strateji: Türkiye gittikçe bir uluslararası öğrenci merkezi haline gelmektedir. Cumhurbaşkanımız YÖK Akademik Açılış Töreninde Türkiye’de143 bin uluslararası öğrencinin bulunduğunu ifade etti. Küresel rekabette hedefimiz bu sayıyı daha da artırmaktır. Daha fazla uluslararası öğrenci çekmek için, eğitim stratejimiz kamu çalışanlarının daha bilinçli hale getirilmesi, üniversitelerin uzmanlaşması, özel sektörün yeni yatırımlar yapması, mevzuatın revize edilmesi gibi unsurları da içermelidir. 
  7. Merkeziyetçi değil, yerel ihtiyaçlara duyarlı bir strateji:  Strateji, yerel ihtiyaçlara göre, farklı illerde, farklı okullara fırsat vermeli, okulların illerin ihtiyaçlarına göre farklı zamanlarda açılıp kapatılmasına imkân sunmalıdır.

E-ticaret sektörünün SEO-larından biri Jack Ma’nın sözleriyle bitirelim: “Eğitim büyük bir mesele. Öğretme şeklimizi değiştirmezsek başımız belada olabilir. Çünkü öğretme şeklimiz, öğrettiklerimiz 200 yıl öncesinden kalma. Çocuklarımıza makinalarla rekabeti öğretemeyiz. Onlar daha akıllılar. Değerler, inanmak, bağımsız düşünme, ekip çalışması, başkalarına değer vermek. Bunlar insani becerilerdir. Bilgi size bunları öğretmez. İnsanların birbirinden farklı olduklarını anlamaları için sanatı öğretmeliyiz. Öğrettiklerimiz makinalardan daha farklı olmalı”.



Әlaqәli Xәbәrlәr