Hindistan Müslümanları

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz. (Küresel Perspektif_36 (05.09.2018)

Hindistan Müslümanları

Sosyal Bilimci David Harvey, Postmodernliğin Durumu eserinde yaşadığımız çağı zaman-mekan sıkışması olarak tanımlar. İçinde yaşadığımız küreselleşme süreçleri, çok uzakları yakınlaştırırken,  yakınları da uzaklaştırabiliyor. Ortak tarihi, yaşanmışlıkları unutturabiliyor.

Bu hafta Hindistan Müslümanlarından bahsetmek istiyorum. Bugün bize Hindistan toplumsal algı açısından Meksika kadar uzak. Acaba tarihsel olarak hep öyle miydi?

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz.

Hindistan’ın unutulan İslami geçmişi

Hint alt kıtasının (Hindistan, Pakistan, Bangladeş) İslam ile tanışması Hz. Ömer zamanına kadar uzanır.

TRT TSRTürkçe Yayınlarda Çeşmi Cihan programıma konuk aldığım New Delhi, Mashreq Centre Araştırma Direktörü, aynı zamanda AYBÜ SBF’de misafir öğretim üyesi Dr. Omair Anas Hindistan’a İslam’ın üç yolla geldiğine vurgu yapıyor. İlki Endonezya’daki gibi Müslüman Tüccarlar yolu ile. İşini düzgün yapan, alış-verişte güven telkin eden Müslüman tüccarlar Kıta’da İslamın yayılmasında etkili oluyor.

2. yol, Ortaasya’dan gelen sufiler Hindistan’da çok etkili oluyor. Dr. Anas, Özellikle Mevlana Celaleddin Rumi’nin Kıtada çok iyi bilindiğini belirtiyor. Hintli Müslümanların, özelikle Sufilerin Türkiye’ye geldiklerinde Konya’yı mutlaka ziyaret ettiklerine vurgu yapıyor. Hz. Mevlana’nın iki ülke arasında çok önemli bir köprü olabileceğine değiniyor. Hz. Mevlana’nın da Hindistan’a çok yakın bir bölgeden, Afganistan’ın Horasan’dan, Belh şehrinden olması belki de bu etkiyi artıran önemli bir unsurdur. Hayatına baktığımızda, Hz. Mevlana gerçekten de bir ucu o bölgede bulunan diğer ucu Anadolu’ya uzanan, mesajı çağları aşan tarih üstü bir köprü gibi. Her dönem coğrafyaları, ülkeleri, insanları birleştiriyor.

3. yol ise asırlarca süren Müslüman yönetimler. Türk kökenli Müslüman yöneticiler Hindistan’da binli yıllardan sonra etkili olmaya başlıyorlar. Osmanlı ve Endülüs uygulamasında da görüldüğü gibi hoşgörülü, farklılıklara saygılı bir yönetim sergiliyorlar. Alt Kıta’nın gelenekleriyle, yerli halkın kültürüyle iç içe yaşıyorlar.

Hint alt kıtası çok büyük Müslüman alimler de yetiştirmiştir. Hafızalarımızı biraz tazelediğimizde, Mektubat yazarı İmamı Rabbani (1564-1624), Hüccetüllahi’l Baliğa yazarı Şah Veliyullah Dehlevi (1602-1662) ve Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti kitabının yazarı Ebu’l Hasan en Nedvi (1914-1999) hemen hatırlanacaktır.

İngiliz işgalinden sonra Hindistan’ın İslami geçmişi gittikçe daha az görünür daha az bilinir hale geliyor. Adeta unutuluyor. Bunda işgal politikaları kadar, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’in kendi devletlerinin oluşum sürecinde kendi ulusal tarihlerini ve milletlerini yaratma çabasının da etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Bugün 200 milyondan fazla Müslüman nüfusu ile Hindistan, dünyada en fazla Müslüman nüfusa sahip Endonezya’dan sonra 2. Ülke. Hint alt kıtası olarak baktığımızda Müslüman nüfusun sayısı 600 milyona yaklaşıyor. Hindistan’ın nüfusu ise 1.3 milyar. Hindistan Müslümanlarının bugünkü durumu ise maalesef hiç de iç açıcı değildir. Assam bölgesinde Müslümanlara yönelik baskılar giderek artmaktadır.

  700 yıl süren Türk kökenli sultanlıklar

Hint alt kıtasında binli yıllarla başlayarak 1857’ye kadar  Türk kökenli Sultanlar hüküm sürüyor. Kıtada Türk kökenli sultanlıklar Gaznelilerle başlıyor. En bilinen Sultanlıklardan biri Çağatay Türklerinden Babür şah ve oğlu Cihangir şah zamanında en görkemli zamanlarını yaşayan Babür imparatorluğudur.

Son Babür şahı, Bahadır Şah’ın 1857’de İngilizlere yenilmesiyle Hint alt kıtasında sultanlıklar dönemi sona eriyor.

Osmanlı sultanları ile Hindistan’daki Sultanlar arasında yakın ilişkiler bilinmektedir. Osmanlı ailesi Türkiye’den sürülünce Osmanlı Prenseslerinin bazıları Hintli Prenslerle evleniyorlar.

İngilizler Hindistan’ı çok daha erken işgal etseydi ya da ABD’yi Müslümanlar keşfetseydi?

Bugün Hindistan’da 18 resmi dil, 22 eyalet, 400 kadar dil ve lehçe bulunmaktadır. Dünyanın din, dil, kültür, inanış açısından belki de en renkli, en zengin ülkesidir. Bu zenginliğin bugüne kadar taşınmasında kuşkusuz uzun yüzyıllar süren Müslüman yönetimlerin çok büyük etkisi olsa gerek. Çünkü bu yönetimler yerel kültürleri, dilleri, dinleri ortadan kaldıran, asimile eden değil, onları kendi medeniyetinin bir parçası sayan bir yönetim tarzı sergilediler. Osmanlıların kendi coğrafyasında, Arapların Endülüs’te yaptıkları gibi. Bu nedenle Müslüman yönetimler, yönetimlerini kaybettiklerinde bu bölgelerdeki bütün dinler, diller, kültürler olduğu gibi varlıklarını devam ettirdiler. Çok daha uzun süren Müslüman yönetimlere rağmen, bugün Balkanlarda Türkçe’nin, Endülüs’te Arapçanın esamesi bile okunmazken, İngilizce Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’in resmi dillerinden biri. ABD’de ise bırakın yerli halkın bugün yaşayabilen dil, din ve kültürlerini bunlar adeta nesli tükenmekte olan kelaynak kuşları gibi koruma altındadır.

Bu durum insana ister istemez şu soruyu sorduruyor: İngilizler 1800’lerde değil de ABD’deki gibi 1400’lerde Hindistan’a gelselerdi acaba sonuç ne olurdu? Herhalde Hindistan da ABD gibi beyaz adamın dilini, dinini daha çok empoze ettiği, yerel kültürlerin, dillerin, inanışların yokedildiği bir ülke olurdu. Ya da tersini düşünelim: ABD Batılılar tarafından değil de Müslümanlar tarafından keşfedilmiş olsaydı, Amerika’nın yerlilerinin durumu nasıl olurdu? Astek, İnka, Maya ve diğerlerinin kültürleri, inanışları, dilleri yine yok olmanın eşiğinde mi olurdu? Yoksa bugün ABD’yi onlar mı yönetiyor olurdu?

İngiliz işgali sonrasında Hint Alt Kıtasında sadece Batı kültürü egemen olmuş değildir. Kıta Hindistan, Pakistan ve Bangladeş olarak üçe bölünmüştür. Bu bölünmeyi, İngiliz emperyalizmin “parçala, böl yönet” siyasetinin bir sonucu mu, yoksa sıkışan/sıkıştırılan Müslümanların çaresizlik siyaseti mi olduğu önemli bir tartışmadır. Kıta tek ülke olarak kalabilseydi, bu ülkelerin birbirlerine karşıtlığı söz konusu olmayacak, çoğunluğa sahip olacak Müslümanların da etkisiyle belki de bölgeye çok daha fazla huzur ve istikrar hakim olabilecekti. Kim bilir?

Kurtuluş Savaşı ve Hint Müslümanları

1. Dünya savaşında İngilizler Osmanlı topraklarına saldırınca, Hintli Müslümanlar büyük tepki gösterirler. Kendileri de İngiliz işgali altındadır. Osmanlı Devleti’nin de işgal altına düşmesi, umutlarını daha da kıracak, ülkelerindeki işgal daha da kökleşecektir. Osmanlı Devleti’ne yardım için, Cinnah ve Gandhi’nin de destek verdiği Hilafet hareketini başlatırlar. Yoğun gösteriler yaparlar. Hareketin ileri gelenleri dönemin İngiliz Başbakanı ile görüşürler. Kurtuluş savaşına destek vermek için aralarında para toplayıp Türkiye’ye gönderirler.

Küreselleşme ile başlamıştık, öyle bitirelim. Küreselleşme dünyayı birbirine daha da yakınlaştırırken, bize yakın coğrafyaları, ortak yaşanmışlıkları, tarihi birliktelikleri unutturmamalı. Bu yakınlıklar, 21. yüzyılda önde gelen ülkelerden biri olmaya aday Hindistan ile ilişkilerimizi çok yönlü güçlendirmeye vesile olmalı.



Әlaqәli Xәbәrlәr