Evanjelizm: Tanrıyı Kiyamete, İnsanlığı Felakete Sürüklemek

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz.

Evanjelizm: Tanrıyı Kiyamete, İnsanlığı Felakete Sürüklemek

  Son zamanlarda Türkiye siyasetinde ve FETÖ’nün bıraktığı ölümcül miras nedeniyle de yoğun şekilde din devlet ilişkilerini tartışıyoruz. Çoğu kez yaşadığımız ülkelerdeki olguların sadece bize ait olduğunu düşünüyor, hayıflanıyoruz. ABD’nin papaz Brunson nedeniyle Türkiye’ye yönelik yaptığım kararı, bu durumun böyle olmadığını bir kez daha gösterdi.

  Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz.

  Türkiye kamuoyu, 15 Temmuz’dan sonraki kendisine yönelik suçlamalar öncesinde, on yıllardır Türkiye’de misyonerlik faaliyeti yürüten Brunson’un varlığını bile bilmiyordu. PKK ve FETÖ’ye destek vermekle suçlanan Rahip Brunson’un tutukluğu nedeniyle ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırım kararı, ABD’deki din devlet ilişkileri üzerine düşünmemize de yol açtı. ABD tarafından din özgürlüğü bağlamında değerlendirilse de, bu olay ABD’deki din devlet ilişkileri üzerine yeniden eğilmemizi zorunlu kılıyor. Teamülleri, diğer ülkelerin egemenliğini hiçe sayan açıklamaları başka türlü anlayabilmemiz mümkün değil çünkü.

  Bir ülkede din devlet ilişkilerinin uyumlu olması esasen eleştirilecek bir durum değildir. Tersine bu durum dini özgürlükler açısından son derece pozitif bir durum olabilir. Nitekim Avrupa’daki giyotinlerden, dini bağnazlıklardan kaçanların kurduğu ABD, haklı olarak, yakın zamanlara kadar dini özgürlüklerin daha rahat yaşandığı bir ülke olarak görüldü.

  Din devlet ilişkilerinin uyumlu olmasının ötesinde bir ülkenin din devleti olması da tek başına eleştirilecek bir durum olmayabilir. Farklılıklara hoşgörü ile yaklaşan, dinin çoğulcu olarak yorumlandığı bir dinin devleti, özgürlükler ve insan hakları açısından sorun teşkil etmeyebilir. Hatta böyle bir durum, ülkelerin emperyalist arayışlarına ket vurabilir. Dinin etkin olduğu Osmanlı Devleti uygulaması bu durumun somut bir örneğidir.

  Karşı çıkılması gereken, dinlerin devletlerle, temel hak ve özgürlükler ekseninde uyumlu bir ilişkiye sahip olması değil, bir devletin bir dini kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda araçsallaştırmasıdır. Tersine de, yani bir dinin bir devleti, herhangi bir ilke, değer, kısıtlama taşımadan kendi emperyalist çıkarları çerçevesinde araçsallaştırmasına da karşı çıkılmalıdır. Din devlet ilişkilerinin en yanlış konumlanış biçimine, bir din devleti olan İsrail ya da bir devlet dini olan Siyonizm örnek verilebilir.  Asırlardır birlikte yaşayan Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler, İsrail yönetiminde birlikte yaşayamaz hale gelmişlerdir

  Tekrar ABD’ye dönersek, bir Evanjelik olan Brunson’ın ve Türkiye’ye yaptırım yapılması için var gücü ile çabalayan ABD başkan yardımcısı Mike Pence’in aynı dini grubun üyesi olduğu ifade edilmektedir. Amerikan toplumunda, siyasetinde, bürokrasisinde Evanjelistlerin oldukça etkili olduğu, ABD’de 90 milyon Evanjelistin bulunduğu, önceki başkanlardan Reagan ve Oğul Bush’un da Evanjelist olduğu belirtilmektedir. Dolayısı ile bir kez daha Brunson olayının Türkiye ile değil, ABD ve Evangelizm ile ilgili olduğu görülmektedir.

  Peki nedir Evanjelizm?

  Bu konuda ilk söylenmesi gereken, Evanjelizmin Ortodoks ya da Katolik değil Protestanlık içerisinde bir dini yorum mezhep ya da tarikat olduğudur. 19.yüzılda farklılaşmaya başladığı ifade edilmektedir. Evanjelizm kelime olarak “kutsal kitaba yönelmek” demektir. Kutsal kitaptan kasıt sadece Hristiyanlar için kutsal olan İncil değil, aynı zamanda Yahudiler için de kutsal olan eski Ahit’tir. Yeniden biçimlendirilen bu Protestan yoruma göre dünyanın sonunda Hristiyanlık bütün dünyaya hakim olacak ve daha sonra kıyamet kopacaktır. Ama bu durum olağan akışında uzun sürebilir. Evanjelistler’e göre bu nedenle süreç hızlandırılmalıdır. Diğer Hristiyanlardan ayrıldıkları en bariz unsur Yahudilerin seçilmiş millet ve kendilerine vaad edilen toprakların da onların hakkı olduğuna ve bu toprakları kazanmaları için Hristiyanların onlara mutlaka destek vermeleri gerektiği inancıdır.

  Bu hafta TRT TSR’deki Çeşmi Cihan Programıma konuk olan Doç. Dr. Özcan Güngör’ün işaret ettiğine göre, Evanjelizmin tüm dünyaya egemen olması için, yedi aşama ile süreç hızlandırılmalıdır.

  İlk aşamada Yahudiler Filistin topraklarına döneceklerdir. Bu aşama büyük oranda gerçekleşmiştir.

  İkinci aşama, Türkiye’nin de bir kısmını içerecek şekilde Büyük İsrail’in kurulmasıdır. ABD’nin Ortadoğu’da İsrail’i koşulsuz desteklemesinin, tüm dünyanın karşı çıkmasına, BM’de nerede ise tek başına kalmasına rağmen Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmesinin nedeni, bazılarına göre, Evangelizmin ABD siyasetindeki etkisidir. Gerçekten de bu adımları rasyonel bir temele oturtmak imkansız gibidir.

  Üçüncü aşama, İncil’in mesajının tüm dünyaya ulaştırılmasıdır. Papaz Brunson herhalde on yıl aşkın zamandır. bu amaçla Türkiye’de bulunuyor olsa gerek. Ama sadece Türkiye’de değil, başta Müslüman ülkeler olmak üzere çok sayıda ülkede Evanjelist misyonelerlerin yoğun çalışma yürüttüğü ve özellikle Afrika’da milyonlarca insanı Hristiyanlaştırdıkları bilinmektedir

4. aşama 7 yıl sürecek bir felaket dönemi olmuştur.

5. aşamada Hz. İsa ikinci kez dünyaya gelecektir.

6. aşamada Evanjelistlerin liderliğinde Armegedon savaşı yaşanacak, dünyada iyiler ve kötüler ölümcül bir dünya savaşına girişecek ve “iyi”ler kazanacaktır. Ancak bu savaştan sonra Evanjelizmin hakimiyeti söz konusu olacağından, bu savaşın biran önce çıkması için İsrail büyütülmelidir.

7. aşamada ise tüm dünyaya artık Hristiyanlık hakim olacak ve kıyamet kopacaktır.

Görüldüğü gibi Evangelizm 6. aşamaya kadar Siyonizmin hedefleri ile tamamen örtüşmektedir. Bu nedenle Evanjelistlere “Siyonist Hristiyanlar” da denilmektedir.

19. yüzyılda esasen Yahudilik de, Müslümanlık ve Hristiyanlık gibi geleneksel olarak inanılan ilahi dinlerden biriyidi. Teodor Herlz başka olmak üzere Siyonist Yahudiler önce Yahudiliği dönüştürdüler. Bugün Siyonist Yahudiliğe şiddetle karşı çıkan çok sayıda Yahudi bulunmaktadır.

Türkiye’de ve bazı İslam ülkelerinde yakın dönemlerde Siyonizmle uyumlu bir İslam yaratma çabaları bilinmektedir. “Dinlerarası Diyalog” gibi kavramlar, bir geleneğe dayanmayan islam adına sapkın yorumlar ve pratikler bu çabalara işaret etmektedir. Bu kesimler de, Evanjelistler gibi, İsrail’in Yahudiler için vadedilmiş topraklar olduğunu ifade etmektedir.

Hristiyanlığın içinden Siyonizm ile uyumlu bir inanışın kendiliğinden geliştiğini varsaymak, dini farklılıklar ve tarihsel çatışmalar nedeniyle çok mümkün görünmemektedir. Bu dönüşümün Siyonist bir çaba olduğu kuşkusu güçlü bir şekilde ortadadır. Siyonist Hristiyanlığa (Evanjelizm) karşı çıkan pek çok Hristiyan da bulunmaktadır. Katolik Papa’nın Kudüs’ün başkent ilan edilmesine karşı çıkan tavrı bilinmektedir. Benzer şekilde Ortodokslar da Evanjelikler gibi düşünmemekte ve hatta bazen İsrail’in zulmü karşısında Müslümanlardan yana tavır almaktadırlar.

Tanrıyı kıyamete zorlamak insanlığın haddine değildir. Ama insanlığın felakete sürüklendiği ortadadır. Dinlerin genetiği ile oynayarak tüm insanlığı felakete sürükleyecek Siyonizmle ilişkili her türlü çabaya karşı çıkmak gerekir. Bu da ancak genetiği ile oynanmamış Yahudilerin, Hristiyanların, Müslümanların ve yeryüzünde barış isteyen tüm insanların iş birliği ile mümkündür.



Әlaqәli Xәbәrlәr