• Video Qalereya

Seçim Süreci Artık Neden Kutuplaştırıcı Değil?

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz...(Küresel Perspektif_24 (2018, 15 Haziran)

Seçim Süreci Artık Neden  Kutuplaştırıcı Değil?

Türkiye’de çok kısa bir süre sonra Başkanlık ve Milletvekilliği seçimi yapılacak. Adaylar ve siyasal partiler olanca hızları ile kampanyalarını yürütüyorlar. Türkiye tarihinin ilk Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine bakıldığında ilk göze çarpan, belki de tarihinde görülmediği kadar ılımlı bir süreci gözlemliyor olduğumuzdur. O eski, sert, kutuplaştırıcı, aşırı söylemlerin hakim olduğu seçim kampanyalarından adeta eser yok.

Bu durumun nedenleri neler olabilir?

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz...

 

%50 +1’i alabilmek için uzlaşmacı bir siyasetin zorunluluğu

Önceki seçimlere bakıldığında Türkiye siyasetinde %20’lerle iktidara gelebilmek mümkündü. AK Parti, kendisi için de daha zor olanı tercih ederek, Devlet başkanının %50+1 ile seçilmesi kuralının getirilmesine liderlik etti. Artık siyasal partilerin sadece kendi tabanları için politika üretmeleri, tabanlarını konsolide etmeleri yetmeyecek. Adaylar, iktidara gelebilmek için geniş toplum kesimlerinden oy alabilecek politikalar geliştirmek zorundalar. Bu amaçla yeni seçmen kitlelerine ulaşmak, onları ikna etmek durumundalar. %50+1 ihtiyacı bütün partileri o eski sadece kendi seçmenine yönelik siyasetten, bu güvenli limandan ayrılmaya, yeni limanlara açılmaya zorluyor. Bu çerçevede bütün partilerin daha geniş toplum kesimlerine açılmaları, daha fazla uzlaşmacı politikalar izlemeleri, içlerindeki aşırı söylemlere ve kişilere rezerv koymaları gerekiyor.

Türkiye’yi yönetmenin bölgesel zorluğu düşünüldüğünde, adayların ve partilerin, seçim sistemi gereği daha uzlaşmacı bir siyaset izlemek zorunda olmaları olumlu bir gelişmedir.

2. tur ihtimali

Kamuoyu araştırmaları, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turda biteceğini gösterse de Muhalefet partileri ve adayları seçimin ikinci tura kalması için var güçleri ile çalışıyor. Teorik de olsa seçimlerin 2. tura kalma ihtimali adayları ve partileri daha dikkatli ve özenli bir dil kullanmaya zorluyor. Özellikle muhalefet partilerinin sadece kendi seçmenleri ile %50+1 oy alma olasılıkları bulunmadığından diğer partilerden ve kısmen AK Partiden oy devşirebilmek durumundalar. Bu zorunluluk, partileri ve adayları doğal olarak diğer parti tabanlarının hoş bulmayacağı söylem ve eylemlerden kaçınmaya, daha kucaklayıcı politikalar geliştirmeye itiyor. İlerleyen zamanlarda, bir adayın ya da partinin baskın olmayıp, Cumhurbaşkanının 2. turda seçilebileceği durumlarda, 2. tur ihtimalinin yumuşatıcı etkisi çok daha net görülecektir. Böyle bir olasılık durumunda partiler 2. turda farklı ittifaklara girebileceklerinden, diğer partilerin de oylarına ihtiyaç duyabileceklerinden söylemlerini sertleştirmeyeceklerdir.

Seçmenlerin de doğrudan aday gösterebilmesi

Önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, cumhurbaşkanlığı için sadece partilerin meclis grupları ya da belirli oranda milletvekili aday gösterebiliyordu. Bu durum aslında seçmenin iradesinin sandığa yeterince yansımaması riski içeriyordu. Demokrasi ve özgürlükler açısından bir eksiklikti. Yeni sistemle bu eksiklik giderildi. Yüzbin oy ile herkes artık Cumhurbaşkanı adayı olabilmektedir. Bu hak özellikle küçük partileri, marjinal grupları sistem içinde tutmak açısından da olumlu bir işlev görmektedir. Bu hak verilmese idi, bu partiler/gruplar çok daha sert olabileceklerdi. Ama bu hakla bu kesimler de artık adaylarını çıkarabilme potansiyeline sahiptirler. Yüzbin oyu toplayamamaları durumunda artık suçu sadece sisteme atma imkanları kalmamıştır.

İttifakların seçim öncesinde kurulması

Türkiye’de önceki seçimlerde partilerin ittifak yapmaları yasal değildi. Bu seçimde ittifak yapmanın önü açıldığından siyasal partiler çoğunlukla Cumhur İttifakı ya da Millet İttifakı içerisinde seçimlere girmektedir. Siyasal partilerin ittifaklarla seçime girmeleri iki şekilde siyasal gerginlikleri yumuşatmaktadır. Önceden ittifaklar, koalisyonlar seçimden sonra yapılırdı. Seçim öncesi ise kıran kırana bir seçim süreci yaşanırdı. Şimdi ittifaklar seçim öncesinde yapıldığı için ve seçim sürecinde yukarıda ifade edilen unsurlar da etkili olduğu için siyasal söylemler doğal olarak yumuşamaktadır. İttifakların seçim öncesinde yapılması seçmenlere bu ittifakları onaylama ya da onaylamama imkanı da sunmaktadır.

Diğer taraftan ittifaklarla seçime girmek, %10 barajına takılmayacakları için, küçük partileri de Meclis’e taşıma potansiyeline sahiptir. Meclis’te siyasal temsilin artacak olması da seçim sürecinde siyasal gerginlikleri azaltmaktadır.

Dışlayıcı kimlik siyasetinin artık karşılık bulamayacak olması

Seçim sürecinde, özellikle sol partilerin sürekli gündeme getirdiği, gerici-ilerici, laik-anti laik, çağdaşlık, Atatürkçülük gibi tartışmalara nerede ise hiç rastlanmamaktadır. Bu tartışmaların bu partiler için birden anlamını yitirdiğini söylemek rasyonel değildir. Bu söylem değişikliğinin en önemli nedeni değişen seçim sistemidir. Sadece kendi tabanına dayanan, dışlayıcı kimlik siyaseti ile %50+1’in elde edilemeyecek olması, partileri on yıllardır sürdürdükleri politikaları gözden geçirmeye zorlamaktadır. İktidara gelebilmek için dışlayıcı kimlik siyasetine değil, geniş toplum kesimlerinin desteğine ihtiyaç duyuluyor olması partilere zorunlu bir değişimi dayatmaktadır. Partilerin artık farklı toplum kesimleri ile iletişim kurmak zorunda olması Türkiye açısından olumlu bir gelişmedir.

Terör uzantılarının dışlanmış olması

Seçim sürecinde dikkat çeken bir başka unsur, terör örgütleri ile arasına açık bir mesafe koyamamış HDP ile, görünürde bile olsa, hiçbir partinin ittifak kurmaya yanaşmamasıdır. Bu toplumsal baskı, demokrasinin kendi kuralları çerçevesinde işlemesi açısından olumlu bir gelişmedir. Siyasal partiler bir taraftan sivil ve demokratik bir örgüt olarak seçimlere girerken, seçimlerden sonra artık dağa, teröre selam duramayacaklar, seçilmemiş terör mensuplarından talimat alamayacaklardır.

Artan popülizm

Seçim sürecinde, geniş toplum kesimlerinin desteğini alma gerekliliği popülizmi de artırmış görünmektedir. Özellikle muhalefet partileri, neyi nasıl üretecekleri değil neyi nasıl dağıtacakları üzerinde duruyorlar. Bu durum biraz da artık ülkenin 2 bin dolarlık değil 10 bin dolarlık bir ülke olmasından, 80 sente muhtaç olmamasından kaynaklanıyor. Bununla birlikte, karşılığı olmayan her türlü popülist harcama, vergi vb yollarla ancak başkalarının ödediği bedellerle mümkündür. Artan vergiler piyasayı, sivil alanı daraltır, üretimi düşürür. Herkese herşeyi karşılıksız vadetmenin sonu üretimsizlik, yani yoklukta eşitliktir.

Yeni siyaset: Aykırı olanın değil, mümkün olanın peşinden koşmak..

Türkiye’nin bölgesinde çok ciddi risklerle karşı karşıya olduğu bir durumda, iç siyasette, ayrıştırıcı değil birleştirici, kutuplaştırıcı değil toparlayıcı, kimlik siyaseti ile küçük toplulukları değil, büyük toplum kesimlerini önceleyen politikaların daha fazla benimsenmesi, ülkenin bekası açısından hayati derecede önemlidir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bu durumu şimdiden sağlamış görünüyor. Adaylar ve partiler geniş toplum kesimlerinden daha fazla oy alabilmek için artık marjinal/aykırı olanın değil, mümkün olanın peşinden koşmak durumundadırlar.

Siyaset de zaten “mümkün olanın sanatı”dır.         



Әlaqәli Xәbәrlәr