28 Şubat: Soğuk Savaş Vesayetinin Son Darbesi

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret Bülbül’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz. (Küresel Perspektif_09 (28.II.2018)

28 Şubat: Soğuk Savaş Vesayetinin Son Darbesi

28 Şubat: Soğuk Savaş Vesayetinin Son Darbesi

Tam 21 yıl önce 28 Şubat 1997’de Türkiye yakın tarihinin en önemli askeri müdahale birisini daha yaşadı.

Türkiye açısından askeri darbeler ya da darbe girişimleri istisnai bir durum değildir. Darbe tarihleri, yaklaşık her on yılda bir bu türden girişimlerle karşı karşıya kaldığımızı net bir biçimde göstermektedir: 1960, 1971, 1980, 1997 (28 Şubat), 2007 (27 nisan), 2016(15 Temmuz)

1997’ye gelindiğinde, son darbenin 1980’de olduğu düşünülürse, yeni bir darbe için gecikildiği düşünülebilir. Ama darbeci General Evren’in iktidardan ayrılalı daha 8 yıl olduğu düşünüldüğünde durum anlaşılır.

Türkiye neden her on yılda bir darbelerle karşı karşıya kalmaktadır?

Türkiye gibi oyun kurucu ülkeler, küresel aktörler tarafından kendi halinde bırakılmazlar. Kendi haline bırakıldıklarında, bu ülkelerin neler yapabileceklerini küresel odaklar çok iyi bilirler. Bu nedenle bu tür ülkeler sürekli kontrol altında tutulmak istenir. Bunu Almanya’dan da biliyoruz. İki defa küresel düzeni değiştirme çabasına giren ve kaybeden Almanya’ya, Anayasası dayatılmış, ordusu ve silah gücü sınırlandırılmıştır.

Türkiye’de de bir askeri darbe ile idam edilen Başbakan Adnan Menderes’li yıllarla bu ülkenin potansiyeli bir kez daha görülmüştür. Bu nedenle 1961 Anayasası ile seçilmişleri kontrol altında tutacak bir vesayet sistemi oluşturulmuştur. Her on yılda bir yapılan darbeler esasen Milletimizi kontrol altında tutmak için yapılan düzenlemelerdir.

Türkiye gibi ülkelerde yapılan darbeler, sadece iç etkenlerle açıklanamaz. Daha geçen hafta, CIA eski başkanlarından James Woolsey, ABD seçimlerine Rusya’nın müdahale ettiğine ilişkin Savcı Robert Mueller’in yürüttüğü soruşturmada, ABD’nin de başka ülkelerdeki seçimlere müdahale ettiğini itiraf etti. Keza Türkiye’deki 1980 darbesinden sonra, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Paul Henze, dönemin ABD başkanı Jimy Carter’a “bizim çocuklar başardı” demişti.

1990’lı yıllar Türkiye’si açısından, bence öldürülen Cumhurbaşkanı Rahmetli Özal’lı yıllara birlikte Türkiye gerek ekonomik gelişmeler ve gerekse özgürlükler açısından çok önemli bir mesafe kaydetmişti. Daha sonra Refah Yol döneminde Rahmetli Erbakan başbakanlığında ülke ekonomisi hızlı bir ivme kazandı. Eğer süreç bu şekilde devam ederse Türkiye kontrol dışına çıkabilir, kendi yolunu çizebilirdi.

İşte böyle bir ortamda 28 Şubat darbesi gerçekleştirildi.

28 Şubat Süreci

Süreç, 28 Şubat günü tankların, Ankara’nın Sincan ilçesinde şehir merkezinden yürütülmesi ile başladı. Bu çok sıradan gibi gelebilir. Ama siz geçmişte tanklarla meclislerin kuşatıldığı, başbakanların, bakanların idam edildiği bir ülkede yaşıyorsanız, zihin kodlarınız bir tank yürüyüşünden çok şeyler çıkarmaya hazırdır. Zaten süreç de o şekilde ilerledi. Milli Güvenlik Kurulu’nda, o günkü yapısıyla sivillerle eşit sayıda bulunan askerlerin ısrarı ile hükümete bir eylem planı dayatıldı. Askerlerin niyeti ortaya çıktıktan sonra, bütün bir ülke barbarları beklermiş gibi hizaya dizildi. Ülke adeta daha önce provası yapılmış hareketlerle bir darbe sürecine girdi. Hakimler, bürokratlar, STK’lar, nasıl bir “gerici tehdit” altında olduğumuzu anlamak için Genel Kurmay Başkanlığı tarafından verilen brifing yarışına girdiler.

Sonuçları..

Ama tabii ki süreç orada bitmedi, devrilen hükümet, istikrarsız koalisyon yılları, gözaltına alınan, işten atılan sayısız insanlar, ölümler, intiharlar, gençliği ve geleceği çalınan bir nesil…

Temel hak ve özgürlükler açısından elde edilen bütün kazanımların geri alındığı, askeri rejim dönemine dönen bir Türkiye..

2002’de görüldüğü üzere ekonomisi çökmüş bir ülke..

Yolsuzluk, soygun ve talan iddialarının ayyuka çıktığı bir durum…

Ve Sonrası

28 Şubat, Türkiye’yi kontrol altında tutmak isteyen iç ve dış güç odaklarınca gerçekleştirilen soğuk savaş vesayetinin son darbesiydi. Topluma ve değerlerine tepeden bakan, onunla kavgalı ulusalcı bir soğuk savaş vesayeti ile Türkiye’nin artık kontrol edilemeyeceği net bir biçimde görüldü. Küreselleşme ve iletişim çağı, sahip olduğu çoğulculuk, çok kültürlülük, iyi kötü demokrasi deneyimi nedeniyle, Türkiye artık eski tip bir soğuk savaş vesayeti ile kontrol edilemezdi.

Bugünden geriye baktığımızda, 28 Şubatın soğuk savaş vesayetinin inşası açısından değil, ama milletin değerleri ile barışık görünen yeni bir vesayetin inşası açısından başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü o dönemde bugün FETÖ olarak bilinen grup dışındaki bütün sivil ve dini gruplar nerede ise ortadan kaldırıldı. Bugünden bakılınca daha iyi görülüyor ki, 28 Şubatla, 15 Temmuz için yaygın bir saha temizliği yapılmış. Demokratik ve sivil unsurlar ortadan kaldırılarak, oluşturulmak istenen yeni vesayet, FETÖ terör örgütü için alan açılmış.

Bütün bunlarla birlikte hesap edilemeyen iki unsur bütün planları ters yüz etti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın teslim olmayan liderliği ve Milletimizin lideri ile birlikte canıyla ortaya koyduğu tarihi direnç. 15 Temmuz’da 250 şehit ve 2000’den fazla yaralı verdik. Ama vatanımızı, geleceğimizi ve onurumuzu kurtardık. Milletimiz bir darbe en demokratik şekilde nasıl tersine çevrileceğini tüm dünyaya öğretti.

28 Şubat Dersleri

Küresel aktörler için önemli olan vesayetin neye dayandığı değil, vesayetin kendisidir. Bu nedenle küresel aktörlerin, diğer ülkelerde demokrasi ya da insan hakları değil, kendi çıkarlarına uygun bir vesayet arayışı içerisinde olabilecekleri unutulmamalıdır. Küresel aktörler için, bu vesayetin askeri, dini, seküler ya da ulusalcı bir meşruiyete dayanması hiç farketmez.

Vesayetçi sistemlerin panzehiri, sistemin bütün alanlarını olabildiğince millete açmaktır. Milletten ve siyasetten kaçırılan, yargıya, üst düzey bürokrasiye, akademiye ait bütün alanların millete açılması vesayeti gerileten en önemli unsurlardan birisidir.

Kapalı ve denetimsiz bir güvenlik bürokrasisi vesayeti üreten önemli unsurlardan birisidir. Bu nedenle, güvenlik bürokrasinin demokratik gözetim, denetim ve kontrolü son derece önemlidir.

Türkiye’nin çok ağır bedeller vererek edindiği tecrübe, bağımsız, özgür ve onurlu yaşamak isteyen bütün milletler için yol göstericidir.



Әlaqәli Xәbәrlәr