“İzmir’in gecesi gece

Gündüzü gündüz anladım,

Bir türkü tutturdum ince

Su üstünde tamamladım.”

Osman Attila

Kentin Adı ve Tarihi

İzmir, Orta Ege kıyılarında, Türkiye’nin batısında bir il ve merkezinin adıdır. Bilinen ilk adı Zmürna’dır. Bu kelimenin, Ege yöresine milattan önce 2000 yıllarında yerleşen ilk kavimlerden olan Luvilerin dilinden geldiği sanılıyor. Olağanüstü güzellikte bir doğa ve kültür şehridir. Öyle ki İlyada ve Odessa destanlarının burada doğduğu, Homeros’un da milattan önce VIII. yüzyılda Smirna’da yaşadığı ve bu iki eseri burada yazdığı söylenir.

          Hemen hemen tüm dünya dillerine giren Asia da (Asya), Luvice bir kelimedir. Aslı Assuva’dır. Bu kavim, bu adı önce Büyük Menderes Irmağı’nın kuzeyindeki topraklara vermiştir. Mitolojide insanlığa ateşi armağan eden kahraman Prometheus’un eşinin adıdır Asia.


Homeros’un İlyada’sında;

“Asia çayırlarında, Kaystros’un iki yakasında...” dizesi de milattan önce 1000 yıllarında Büyük Menderes’in kuzeyindeki topraklar için aynı adın kullanıldığını gösterir. Sonradan tüm aynı adla tanınmış.




Efsanelerde İzmir-Tarihte İzmir

Efsaneye göre Kıbrıs Kralı’nın kızı Myrina’nın (Mirina) adını verdiği bir kenttir İzmir. Günümüzdeki bölgeye şehri ilk kuranın ise Makedon İmparatoru İskender olduğu söylenir. İskender, günün birinde ulu bir çınarın altında uyuya kalır. Düşünde aksakallı bir adam görür, adam ona;

—Yarın sabah erkenden kalk, atına bin ve git. Durduğu yerde, atının başı doğrultusunda bir kent kur, der.

İskender, söyleneni yapar. At, İzmir Körfezi’nde durur. Kentin yapımına başlanır. İmparator genç yaşta ölür ama komutanları burayı inşa eder.

Yöredeki ilk yerleşim merkezleri, milattan önce 3000 yıllarında kurulmuştur. Klazomenai ve Höyüğü ile Bayraklı, milattan önce 2000 yıllarında tarihlenir. Luvilere ait Assuva, zaman zaman Hitit egemenliği tanıyan küçük bir devlettir. Tüm İzmir ve çevresi bu adla anılıyordu.

Ama kimi tarihçilere göre de Erektidlerden Tantalos, şimdiki İzmir’i kurmuştur. Burası milattan önce 1500 yıllarında büyük bir depremle yıkılmıştır. Şehrin en önemli iki halkından biri olan Tirrenler göçer, Erektidler burada kalır. İşte efsanede geçen Amazonlar bu dönemde gelmişlerdir.





Bayraklı ve Yamanlar dağı, milattan önce 1200 yıllarında Kavimler Göçü sonunda yerleşmeye açılır. Trakya’dan Anadolu’ya geçen bir kısım topluluklar, İzmir dolaylarına gelirler. Aynı dönemde Lelegler ve Karyalılar yaşıyormuş burada. Bu yıllar, Ege’nin iki yakasında oturan kavimlerin karşılıklı olarak yer değiştirdiği yıllardır. Amazonlar da bu sırada İzmir’den göçmüştür. Efesos’dan gelen İyonlar, milattan önce 1130 yılında Halkapınar’da bir kent kurmuşlardır. İzmir (Smirna) ve Çeşme’yi  geliştirmişlerdir.

Daha sonra asırlar içinde, yöre sırayla; Lidya, Pers,  Hellen (Selefki), Bergama, Roma, Bizans İmparatorlukları hâkimiyetine girmiştir. Emeviler, VII. yüzyıl ortalarında, şehri ele geçirmişlerdir.



Türkler İzmir’de ve İlk Türkmen Denizci Komutanı Çaka Bey    

“Rüzgâr gibi uçan atların üstünde; uzun saçlı, yaylı ve mızraklıydılar”  

Anadolu’da ilk Türk Devleti’ni kurup, başkent olarak da İznik’i seçen Süleyman Şah, 1076’da İzmir’i de fetheder.

Çaka Bey ise Selçuklu uç beylerindendi. Ege sularında küçük bir donanma kurup, fetihlerde bulunmuştu. Ama bir deniz muharebesi sırasında, Bizanslılar tarafından tutsak alınmıştı. İstanbul’a götürüldü. Mert ve kararlı tutumuyla İmparator Nikofor Botanyates tarafından takdir edildi. Soyluluk unvanı ve komutanlık verildi. Ama gönlünden Ege’nin uçsuz bucaksız suları hiç çıkmadı. Düşmanının hayat tarzını, Bizans’ın zayıf noktalarını iyice kafasına kazıdı. Nihayet bir yolunu bulup saraydan kaçtı. İzmir’e gelerek, buradaki uçbeyi arkadaşları Tanrıvermiş ve Barak ile buluşarak, donanmasını yeniden kurdu. 1081 yazından itibaren 40 parçalık olduğu söylenen bu donanma ile Ege sularında kısa zamanda adını yeniden duyurdu. Midilli, Sakız, Sisam ve Rodos adalarını ele geçirdi. Bu arada Kutalmışoğlu vefat etmiş, kendisine İzmir Beyliği verilmişti. İşte esaretten sonra beş yıl Ege adalarında fetihlerde bulunan ondan sonraki 10 yıl içinde de İzmir ve Ege adaları hâkimi olan Çaka, ilk Türkmen Donanma Komutanı ve Denizcisi olarak tarihe geçiyordu.

O dönemde kentin aşağı kısmı, yani Liman Kalesi Cenevizlilerin, yukarıdaki Kadifekale ise Bizans’ın elindeydi. Anadolu’da, Selçukluların yıkılmasıyla Beylikler Dönemi başlamıştı. Aydınoğulları Beyliği, İzmir tarafında, merkezi Birgi olan bir beylikti. 1317’de Kadifekale’yi aldılar. Sonra da liman kısmını… Ama bu durum çok sürmedi.Rodos Şövalyeleri, 1348’de İzmir’e hâkim oldu. Aydınoğulları, başkentlerini Selçuk Limanı’na taşıdılar. Yüzyılın sonlarına doğru Osmanlılar, Yukarı İzmir’i ele geçirdiler. Fakat 1402 Ankara Savaşı ile Osmanlıları yenen Timur, İzmir’e kadar geldi. Tüm İzmir ve çevresini de ele geçirdi. Bütün Anadolu’nun idari yapısını değiştiren Timur, Aydınoğulları’na İzmir’i yeniden verdi. Ve İzmir sonsuza kadar Türk kenti olarak kaldı….







Evliya Çelebi ve İzmir

Ünlü Türk seyyahı, 1671 yılının Ağustos sonlarında, Osmanlı’nın  Ege kıyılarındaki en büyük liman şehrine gelir. Kalelerini, tarihi eserlerini uzun uzun anlatır. Sonra günlük hayatından bahseder;

“Buraya her yıl bin gemi gelir ve gider. Bütün yabancı evleri, şehrin kuzeyinde olup, evlerine gemilerle gidip gelirler.

Her gemiden bir top atarlar. İzmir şehrinde top sesinden rahat durulmaz. Bütün sokakları, sanki adam denizidir. O kadar kalabalıktır. Çok ucuz bir şehirdir. Çünkü Arap illeri ve İran’dan her gün nice yüz bin deve, at ve katır gelip gitmekte, bu yüzden şehirde daima ucuzluk olmaktadır. İzmir’in narı, bademi, sabunu, balı, beyaz ekmeği meşhurdur. Şehrin bütün sokakları, beyaz kaldırımdır.

Halkı zengin ve garip dostudur. Çuha ve kıymetli kumaşlardan elbise giyerler. Kadınları çuha ferace, başlarına ipekli takke giyer, üzerine de ince tülbent örter.

İzmir’de kimse bir Frenk’e sille vuramaz. Derhal bekçiler yakalar, kadıya götürür...”

Bir Liman Şehrinin Arkasında Neler Var?

            Aydınoğulları’nın liman şehri olarak gelişen İzmir, Osmanlılar eline geçince, Osmanlı denizciliği için iyi bir örnek olmuştu. XV. yüzyıl sonlarından itibaren Türk denizcilik teşkilâtının örnek aldığı sistem, Aydınoğlu Umur Bey’in sistemiydi.

Şehir XVI. yüzyıl boyunca, devletin Avrupa’ya açılan bir ticaret limanı olarak yükselişe geçmişti. Osmanlının modernleşme devrinde, dünya ekonomisine en çok uyum gösteren şehir burasıydı. Son üç asır içinde İstanbul ile ekonomik açıdan yarışabilen tek Türk şehri, yine İzmir’di. Kenti plânlayan ve yaratan asıl mimarlar; burada yaşayan Avrupalı misafirler, onların ortakları, bazen de Avrupalıların iş alanındaki rakipleri Osmanlı Hristiyan Ermenileri, Rum Ortodoksları, Yahudiler ve Müslümanlardır.

XIX. yüzyılda, modernleşen dünyanın ekonomik mantığını algılayabilen tek şehir İzmir’di.   Ancak bu daha çok, şehrin ticaretine hâkim olan Avrupalılardan kaynaklandı. Bu devirde İzmir, sadece büyüyen bir şehir olarak gelişmedi. Aynı zamanda dünyanın en önemli kültürel ve ticarî merkezlerinden oldu.



Hasan Tahsin

Dedesi, Alaybeyoğlu Osman namıyla anılırdı. Bir akıncı ailesinin ikinci çocuğuydu. Bir ağabeyi, iki de küçük kız kardeşi vardı. Baba Recep ağa, Batı Trakya Selânik eşrafındandı. Annesi, Rabia Hatun’du.

Hasan Tahsin Avrupa’da okumuş, ülkesine dönünce gazetecilik yapmıştı. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali sırasında, 1919 yılında işgalcilere ilk direnenlerden biri olarak tarihe geçti.

.



İzmir’de Anıt Eserler

Tam 2600 yıl Bayraklı’da büyüyüp gelişen İzmir’de birçok kalıntı bulunmuştur. Ama asıl eserler Pagos Dağı eteklerindeki Kadifekale’dir. Hellen ve Roma duvarları, Agora bir aradadır. Halkapınar’daki Artemis Hamamı ile Değirmendere kalıntıları tarih öncesi dönemlerden kalmadır.

Bugün il merkezinde, ondan fazla Osmanlı camisi vardır. Hisar, Başdurak, Ali Ağa Camileri ve diğerleri İzmir’i sarıp sarmalar. Abdülhamid’in yaptırdığı Konak saat kulesi, Kızlarağası, Mirkelamoğlu ve Karaosmanoğlu hanları da şehrin bir ticaret merkezi olduğunu gösteren güzel yapılardır.

Manevî değeri çok yüksek olan bir yapı da şüphesiz İtalyan Heykeltraş Canonica’nın 1932’de yaptığı Atatürk Anıtı’dır. Cumhuriyet Meydanın’da Atatürk, sağ eliyle denizi gösterir.





Bergama

Ege Bölgesinin tarihî şehirlerinden biri de Bergama’dır. İlin en kuzeyinde, Dikili kıyılarına 30 km. uzaklıkta denizden içerdedir. Bergama Çayı, şehri ikiye böler. Kuzeydoğuda eski Bergama, batıdaki vadilerde ise yeni Bergama uzanır gider. Hellenistik dönemin başkentiymiş. Romalılar döneminde, Asia Eyaleti başkenti olmuş. Bu yüzden eski Bergama, bugün bir açık hava müzesi halindedir. Türkiye’nin en güzel antik eserleriyle doludur. Kutsal alanı, sarayları, suyolu, muhteşem açık hava tiyatroları, agorası, Athena Tapınağı ve Sağlık Yurdu Asklepion’u ile mutlaka görülmesi gereken bir yerdir. Asklepion’un kapısında “Buraya Ölüm Giremez” yazılıdır ve hastaların; müzik, güneş banyosu, tiyatro temsilleri ile tedavi edildiği söylenir. Antik çağın Lokman hekimi sayılan ünlü doktor Kalinos, Bergama’da doğmuş ve yüzlerce hastayı otlarla tedavi etmiş. Yüksek bir tepe üzerindeki Bergama Akropolü, bitmez tükenmez bir hazinedir.





Selçuk

Ünlü Efesos antik kenti, Selçuk sınırları içindedir.  Efes’in kuruluş tarihi, milat öncesi 2000 yıllarına kadar uzanır. Kimileri Amazonlar tarafından kurulduğunu iddia eder. Karyalıların ve Leleglerin oturduğu kent, milattan önce XI. yüzyılda bir İyon kolonisiymiş. Milattan önce VI. yüzyıl ortalarında ise şehri, Lidyalı Krezüs almış.

Efes, Büyük İskender’in çok beğendiği bir şehirmiş. Onun komutanlarından Lisimakos tamamen yeniden kurmuş kenti.  Şimdiki şehir düzeni, o döneme aittir ama kalıntılar tamamen Roma ve Bizans devrinden kalmadır. Antik kent; Ayasuluğ Tepesi ile Bülbül Dağı eteğine yayılmıştır.

Artemis Tapınağı, Gimnazyumu, kiliseleri, caddeleri, tiyatrosu, Hadrianus tapınağı, Aşk Evi, Meryemana Evi ile muhteşem bir açık hava müzesidir Efes. Öyle güzel bir şehirmiş ki mermer uzun caddesinde sabaha kadar meşaleler yanarmış. Mısır Kraliçesi Kleopatra ile âşığı Romalı komutan Antonius’un şehirde el ele gezdiği söylenir.

 Burası, Romalılar zamanında Asia Eyaleti merkeziymiş. Hristiyanlığın en önemli dini toplantılarından biri de 431 yılında burada yapılmış. Bizanslılar tarafından Hristiyanlık merkezi haline getirilmiş.





Ödemiş

İzmir’e 100 kilometreden fazla uzaklıkta, en eski yerleşmelerden biri de Ödemiş’tir.

Ulu Camisi, Sultan Şah Türbesi ve Mehmet Bey Türbesi gibi yapıların tamamı Aydınoğulları devrinden kalmadır. Ödemiş yakınındaki Birgi, uzun süre bu beyliğe başkentlik yapmıştır.





Tire



Adını, “surlarla çevrili” anlamındaki Tyrha’dan alan Tire çok eski bir şehirdir. Ama Aydınoğulları döneminde büyür gelişir. Fatih Sultan Mehmed, Tire’den İstanbul’a 5 bin Türk ailesi götürerek yerleştirmiştir.

Türk sanat tarihi açısından da özel bir yeri var Tire’nin. Halen 40 eski Türk camisi süsler şehri. Eğilimli bir alana kurulan şehirde, camiler yoldan yukarda yapılmış olup altlarında dükkânlar yer alır.





Diğer Zenginlikler


İzmir, Anadolu’nun aynasıdır. Tükenmez bir efsanedir. İşte Foça.  Milattan önce VIII. yüzyılda kurulan bir kenttir.  Perslerin, Cenevizlilerin eline geçer. Cenevizlilerin Akdeniz’deki en büyük limanlarından olur. İlk adı Phokeia imiş.

Dikili Çandarlı-Pitane kalıntıları, antik İzmir’in en eski eserlerindendir. Çeşme’nin 15 km. ötesindeki Erythrai antik kenti ise İlk Tunç Çağı’ndan itibaren yerleşmeye açılan bir kenttir.  Kalesi,  II. Beyazıd döneminde yapılmıştır.



Zeybek Giyim Kuşamı Üzerine Notlar

Ege bölgesi erkekleriyle Osmanlı döneminde simgeleşen bir kıyafet biçimi de Zeybek kıyafetidir. Cesaretin ve özgürlüğün sembolü olarak anıla gelmiştir zeybeklik kurumu.

Başta püsküllü bir külâh veya fes vardır. Üstte dik yakalı, çubuk çizgili mintan ile işlemeli, çapraz düğmeli kollu camadan vardır. Bazıları adına sallama denen bir camadan daha giyer. Aynı kumaştan ve renkten, paçası diz kapağından aşağı inmeyen, paça ve kenarları işlemeli şalvar, uçkurla bağlanarak bugünkü pantolonun yerine giyilirdi.

Şalvarla aynı renkte, arkadan kopçalanan bir tozluk giyilir. Yün çorap üzerindeki yemeni denen ayakkabı ile giyim tamamlanır.

Bir zeybeğin en dikkati çeken tarafı çanta işlevi gören, örme kuşağın üzerindeki silâhlığıdır. Ucu görünen tabancası ve kaması ile tütün torbası, çubuk, maşa gibi eşyaları bunun içindedir. Üstüne çok süslü mendiller sokulmuştur. Silâhlık da aynı kuşak gibi uyluklardan göğüs altına kadar uzanmaktadır.